30 Kasım 2013 Cumartesi

Çalışmama Keyfi

 Merhaba. Yaklaşık 2 haftadır sınavda hiçbir şey yapamayacağımı düşünüyorum. Bence bu üniversite sınavı işini istediğimiz zamana kadar öteleyebilmeliydik. Bu arada, netleri düşünce gaza gelip çalışmaya başlayan rakip kardeşlerimin de abv.

20 Ekim 2013 Pazar

Ödevler Bitti mi?

  Bu yazımı tüm ders çalışmak isteyip de çalışamayan gönül dostlarıma armağan ediyorum. Ders çalışmaya üşenen ama çalışmadığı için vicdan azabı çeken kardeşlerime, iki test çözdüğü için mutlu olup kendini avutanlara, bir de üstüne son senem benim üstüme gelmeyin pöf yha triplerine giren yoldaşlarıma...
 Haydi bugün de hiçbir şey yapmayıp yarına erteleyelim. Saat zaten geç olduğu için ders çalışmayıp, uyumak yerine 5 sezonluk dizi bitirelim. Daha sınava aylar var deyip içimizi rahatlatalım. Geri zekalıyız çünkü biz. Allah belamızı versin inş.
 Bu arada nasıl düzenli olarak çatır çatır blog yazabiliyorsunuz ya? İnsan gerçekten hayret ediyor.

1 Ekim 2013 Salı

New Girl

 Adına bakmayın, gelmiş geçmiş en komik dizi olabilir New Girl. 3 erkek ve yeni ev arkadaşları Jess'in başından geçenler anlatılıyor, Jess de haliyle "new girl". Neyse efendim, ben yine bir şeylerden dert yanacağım tabii ki. Zaten buraya başka türlü yazdığım yok.
 İki sezon boyunca Jess ve Nick'in birbirine aşık olmasını bekledik tüm New Girl izleyicileri olarak. İlk bölümlerden beri bunun olacağını sezdiriyordu zaten Zooey Deschanel. Hatta bu olayı iki sezon uzatacağını kimse beklemiyordu diyebilirim. Ve en sonunda hepimiz muradımıza erdik. İkinci sezon finalinde bu ikisi sevgili gibi bir şey oldu. Ve ben bugün üçüncü sezonun ilk bölümünü sonunda izledim..
 Olmamış. Nick ve Jess her an birbirlerini ne kadar sevdiklerini söyleyip mıç mıç öpüşecek mi? 20 dakika olmasına rağmen bölümün sonunu zor getirdim. Nerede o eski iğrenç Nick ve gerzek Jess? Schmidt bebeğim de olmasa kapatak gidek derdim ve diziyi bırakırdım.
 Benim bir de her dizide birine aşık olma huyum var. Nick'e de aşıktım ben ya. Üzdünüz beni yıllar.
 Gerçi ben şimdi böyle atarlı&giderli&sitemli şeyler diyorum ama henüz daha ilk bölümü izledim. Böyle devam etmeyeceğini umuyorum. Ederse de izlerim ne yapayım çatıya mı çıkayım.

26 Temmuz 2013 Cuma

Martı

 Nasıl edebi bir başlık gibi oldu değil mi? Aslında değil. Gerçekten bir martıdan bahsedeceğim çünkü. Hem de Ankara'da bir üst geçitteki martıdan...
 Atatürk Bulvarında oyuncak pazarımsı bir üst geçit var. Çiçekçilerin orada. Hah, yok yok o üst geçitte. İşte bu üst geçitte bir oyuncak martı var. Allahın belasını asmışlar tavana, 360 derece dönüp duruyor gün boyu. Ve ben o martıyı her gördüğümde panikliyorum. Çünkü gerçekten çok çirkin ve korkutucu. Geçenlerde ben bu martıyı rüyamda gördüm. Aslında her şey böyle başladı.
 Rüyamda bu martı gerçekmiş meğersem. Kafasından tavana asıvermişler, hayatta kalmak için uçuyormuş böyle. Ulan diyorum bunca zaman sövdük ama martının da derdi varmış ki böyle manyak gibi dönüp duruyor. Fakat öyle ders falan da çıkarmadan uyandım uykumdan. Hatta bir ara Ankara'da gerçek martının işi ne diyerek bu rüyayı iyice küçük gördüm kendimce. Neyse efendim, rüyadan sonra iyice çirkin gelmeye başladı gözüme martı. İyice tiksindim böyle. Madem martısın, martılığını bilecektin diye düşündüm. Yerini yurdunu şaşırmayacaktın. Martı çirkinliğinden ziyade geri zekalıydı da. Şu hayatta en sevmediğim şeylerden birisi haline gelmişti. Sonra kendi kendime dedim ki, Öykü senin hayatta en sevmediğin şeylerden biri neden bir oyuncak martı? Bu soruyu kendime sorduktan sonra şu şekilde sormaya devam ettim: Benim neden hayatta en nefret ettiğim şey olabilecek bir olay yoktu? Ben nasıl bir gebeş, bir boş beleş insandım?
 Martı artık sadece nefret ettiğim bir oyuncak değildi, aynı zamanda kin yumağım haline gelmişti. Sanki yaşadığım ne sorun varsa hepsinin nedenini martının çirkinliğine bağlayabilirmiş gibiydim. Ve zamanla bu yersiz tutumum kendi gözümde o martıyı suçsuz bir yavrucak, bir mağdur; kendimiyse kafayı üst geçit oyuncaklarıyla bozmuş bir canavar gibi görmeme neden oldu. İşte o zamandan sonra martıya olan nefretim yavaş yavaş azalmaya başladı. Olması gereken de buydu zira ağzına tükürdüğümün üst geçidindeki martıyla kafayı içten içe bozmamın hiç de normal bir davranış olmadığının ben de farkındaydım.
 Şükür ki artık üst geçitteki martıyla hiçbir sorunum yok. Bir martının çirkinliğiyle hayatıma az daha yön veriyor olmasını paylaşmak istedim sadece. Yalnız, hala çok çirkin ve korkutucu. Parası neyse verin de yakıyor mu satıyor mu o martıyı ne yapıyorsa yapsın oranın sahibi.

24 Mart 2013 Pazar

İsyan Ediyorum

 İsyan ediyorum arkadaşım. Dandik kumaş parçası fularların 50 liradan aşağıya satılmamasına isyan ediyorum. Her param olduğunda sırf "Bu paraya gider pantolon alırım" deyip alamadığım fularlar için isyan ediyorum.
 Lafım en başta Zara'ya. Ulan sen ki dünyanın en güzel fularlarını yapıyorsun. 60 liradan ucuz fular olmaz mı be. Zımbaladın, boncuk taktın, zincir sallandırdın OK EYV ARO ama dümdüz siyah fuların neyine 60 lira bre allahsız. Ablalarım bilir kot gömlekler her yerde 100 liraya yakın fiyatta olur, hakkıdır, kot gömlektir. Geçen bir kot gömleğin üzerine fular asmışlar gayet güzel duruyor böyle. Alayım dedim yani. Etiketi bir kaldırdım 80 LİRA YAZIYOR. Gömlekle aynı fiyata fular mı olur? Kaşmir mi lan o fular iki pamuğun ucuna püskülü iliştirmişiniz üzerine de birkaç kuş kondurmuşunuz. Süs olsun diye boynumuza dolayacağız biz onu lüzumsuz yani gereksiz öylesine nedensiz ve amaçsız bir kumaş parçasıdır fular.
 Ne zaman ki Chanel ojeye 70 lira verecek kadar lüzumsuz zengin olurum, o zaman o fulara 80 lira veririm. Anlayacağınız çok sinirliyim arkadaşlar. Bir tek Zara'da olsa iyi, her yerde pahalı bu fularlar. Gidip Colin's'ten, LC Waikiki'den, DeFacto'dan mı alalım fularları AQ adamı deli edersiniz yemin ederim daha yazmıyom darlandım gideyim de bazlama arası çikolat yiyip kendime geleyim.

4 Mart 2013 Pazartesi

No İğne No Cry

 Bugün midem bulanıyor diye doktora gittim. Muayene sırası beklerken -hastane ortamından nefret ederim- duvardaki osteoporoz afişlerine neyim bakınıyorum. Gerilmişim zaten. Bir teyze geldi. "İnnemi vurunmaya geldiydim ben." dedi. Öylece boş boş otururken derin düşüncelere daldım. Gerçeği çoktan kabullenmiştim. İğneden manyak korkuyordum. MANYAK. Hiçbir şeyden korkmadığım kadar korkuyordum. Ya yaşlandığımda böyle bir hastalığım olsa ve düzenli olarak iğne olmak zorunda kalsaydım... İğneyi reddedip ölümü beklerdim diye düşündüm. Derken muayene sırası bana geldi. Midem bulanıyor, kolumu kaldırmaya mecalim yok dedim. Doktor boğazıma baktığı an "Hemen bi' penisilin yapıyoruz sana." dedi. Şu ünlü "overthinking" fotoğrafı var ya. Aynen ona döndü beynim. Penisilin mi? Hani şu iğne olan.. Ben yaptırmam diye bas bas çemkiriyorum muayenehanede. Doktor bir süre ısrar ettikten sonra antibiyotik ve yanında sprey vs. ilaçlar alırsam birkaç haftada iyileşebileceğimi söyledi. Fakat penisilin %100 iyileştiriyorsa ilaçlar %90 iyileştiriyormuş. Yalnız kankacım, antibiyotik çözüm olmasa ben iğneyi yine yaptırmazdım ki. Ben, yaşlanınca hastalığım olsa bile iğne yaptırmayıp ölümü beklemeyi düşünen BEN. Oğlum! Ben iğneden acayip korkuyorum ya. Aslında her şey 6 yaşımda başladı...
 Gazi Hastanesindeydik. Boğazım ağrıyordu sanırım. Ateşim var böyle zır zır ağlıyorum. Kan aldırmam gerekiyordu. Annemden beş günlük rahatlatma seansları aldıktan sonra çok da korkmuyordum. Doktorun odasına girdik. Kolumu sıvadı tatlı bir hemşire. Elleri de buz gibi. Hastane ortamının psikolojik baskısıyla beraber haliyle gerilmiştim. Derken doktor geldi. Hemşireye sen bırak ben alırım kanı dedi. Önce sağ kolumdan almaya çalıştı, olmadı. Sonra sol kolumdan denedi. Yine olmadı. Ayı oğlu ayı kollarımı delik deşik ettikten sonra elimden almaya çalıştı. Küçücük çocuğum orada AK. Haykıra haykıra ağlıyorum. Beceriksiz OÇ her tarafımı morarttıktan sonra parmağımı keserek kan aldı. Ben pert olmuşum hastanede. Annemin sinirler gerilmiş. Anlayacağınız her şeyin sebebi o doktor olacak dingildir. O günden beri iğne gördüğümde sıfatımda bir şemal kayması olur.
 İlkokulda da hep artislik yapacam diye aşı günü sıranın en önüne geçer aşıyı ilk ben yaptırırdım. "Hiç acımıyo ki yea ödlek misiniz slklar" diye milletle dalga geçerdim. Cidden acımıyordu da çok. Ama iğne değil ya sonuçta. Aşı o. Kafada iğne başka bir şey bana göre o zamanlar.
 Velhasıl kelam bundan sonra da iğne görmek istemiyorum. Korkumu yenmek de istemiyorum. Hayatımda iğneye yer yok. Her zaman dediğim gibi.
 NO İĞNE NO CRY.

17 Şubat 2013 Pazar

Pipet

 geçen, matematiğim yeterince kötü olduğundan ayda yılda ilk defa bana esiyor. gidiyorum dersaneye böyle bir hevesliyim falan. ilk ders bitiyor ben etüt alacam diye yaldır yaldır sekreter olacak pipetin odasına gidiyorum. ama kadının suratından basitlik akıyor böyle. tam bir pipet. zaten kıl oluyorum ben buna aylardır inceden. ama pek muhabbetim de yok. etütle neyim işim olmuyor pek. neyse gel gelelim odaya girmiş bulunuyorum. etütü alayım diyorum artık. "ben yarın beşten sonraya matematik etütü istiyorum." diyorum. ama nasıl şeker böyle. sıfatımdan bal akıyor. beşi bilmemkaç geçe bilmemne hoca olur mu diyor. bilmemne hoca dediği de benim acayip uyuz olduğum bir tip. miyavlaya miyavlaya soru çözen, ı'dan başka ünlü harf kullanamayan -tıtlım sırılırın vır mı, gibi-, kasıntı, adamın asabını bozan bir kadın. ister istemez hafiften yüzüm ekşiyor, ya başka hoca yok mu peki diyorum. bizim pipetin suratı düşüyor. altıyı bilmemkaç geçe de şu hocadan alabilirsin diyor. çok geç olduğu için kasıntıların efendisinden alayım o zaman ben etütü diyorum. ipler orda kopuyor. pipetin çirkin ağzı iyice büzüşüyor. bana geviş getire getire saydırmaya başlıyor. benim o suratımı büzüştürdüğüm kadın ne kadar mükemmel matematik anlatıyor ben biliyor muymuşum, madem bu kadar beğenmiyormuşum etüt de almayacakmışım, ben ona hiçbir şey diyemezmişim. bıdır bıdır ağzını gere gere konuşuyor bana bu. e benim orada devreler yanıyor tabii. istediğim hocadan etüt alabileyim diye veriyoruz biz sana o parayı di mi godoş. ben de orada pipete ağzının payını veriyorum. az da çirkefleşiyorum haliyle. odadaki herkes bizi dinliyor. hededehödödö aralıksız çemkiriyorum ben. pipetin sıfatı bir saniye içinde nasıl bir duygu değişimi geçiriyor görmeliydiniz. "canım öyle değil tabii ki ama anlamadığın hocadan etüt alman senin yararına olmaz diye düşündüm ben" diyor. gapçık ağzıyla bana gülümsüyor sinsi sinsi. neyse sakin olmaya çalışıyorum. hasbinallah çekiyorum. hatim indiriyorum orada sinirden. etütü alıp çıkıyorum. sonradan öğreniyorum ki bu pipet kadın kasıntının kankitosu imiş.
 bu ikisini de yakacaksın cayır cayır. en azından ısı yayarlar bu dünyaya bi faideleri dokunur diyorum. gel gelelim buradan çıkaracağımız sonuca. yaşı kaç olursa olsun insan yerini, haddini bilmeli. saygısızlık yapmamalı. en gelemediğim şey saygısızlıktır. ikisini birden bayramda keser türk hava kurumuna bağışlarım allahıma. kevaşeliğin lüzumu yok.

he. eve gidince babama dersaneyi aratıp etütümü iptal ettiriyorum.

8 Şubat 2013 Cuma

Real Nigga Haiku

 Aslında tumblrımda yazıyordum sıkıldıkça. Sonra buraya yazmaya karar verdim yani artık buraya yazacağım. Evet. Şu an on birinci sınıftayım sömestr bitmek üzere. Tatile çok alışmıştım, yapmam gereken ödevler, düzeltmem gereken matematik notlarım, kestirmem gereken bir saçım ve suyunu değiştirmem gereken bir bambum var. On beşine kadar idare etmem gereken harçlığımı tamı tamına 175 kuruş artıracak şekilde bugün yedim. Ayrıca Youtube'da 22 milyon izlenen Murat Dalkılıç şarkısını bugün daha yeni dinlemiş olmanın verdiği utancımı paylaşmak istiyorum. Paylaşacağım da.

 

  Bir güzellik yapsana
Gece benle kalsana
Kitabına uydur gel
Uysa da uymasa da...